BİLGİ

AŞK VE BAĞLANMA

       Bağlanma, bireyin kurduğu ilk ilişki, yeni doğan bakım veren anne ya da anne yerine geçen, temel bakım veren bir bakıcıyla gerçekleşmektedir.

Bu ilişki, bebeğin ihtiyaçlarının zamanında karşılanması durumunda bebek, kendinin önemli, değerli olduğunu hissedecek, aynı zamanda karşısındaki kişileri ve dünyayı GÜVENİLİR OLUMLU bir yer olarak algılayacaktır. Yani özgüvenin temelinin atıldığı, depresyondan korunmanın başladığı zamandır. Depresyondaki birey dünyayı-geleceği- çevreyi kötü bir yer olarak algılar.

Erişkinlerde, “Dörtlü Bağlanma Modeli” de GÜVENLİ, SAPLANTILI, KAYITSIZ, KORKULU bağlanma örüntülerinden sözedilir.

Güvenli bağlanmada  kendilerini değerli ve sevilebilir algılarken, diğer insanlarıda ulaşılabilir ve duyarlı görürler. Özgüvenleri yüksektir yakınlık kurmaktan rahatsız olmazlar. Otonomiye (başka kişi ve durumdan bağımsız karar verebilme  yetisine) sahiptir.

Saplantılı Bağlanma

Kendilerini değersiz bulurken diğerlerini olumlu değerlendirmektedir. Diğer kişilerin onayı ve kabulünü kazanamaya çalışırlar. İlişkilerle aşırı meşgul olurlar. Diğerleriyle yakın ilişkiler içerisinde olmayı arzu etmekle beraber, onlarla yapışkan bir tarzda ilişki kurmak istediklerinden, diğerlerini kendilerinden uzaklaştırabilirler.

Korkulu Bağlanma

          Kendilerini değersiz algıladıkları gibi, diğerlerinide olumsuz değerlendirirler. Kişi, kendisinin sevilmediğini düşündüğü gibi, başkalarının reddedeceği ile ilgili katı inançlara sahiptir. Yakın ilişki kurmaktan çekinen ya da ilişkilerinde fazla sorun yaşarlar.

Kayıtsız Bağlanma

Kendilerini değerli ve sevilebilir olarak algılarken, diğerlerine karşı olumsuz değerlendirmelere sahiptirler.Hayal kırıklığına uğramamak için ve reddedilmemek için yakın ilişkilerden kaçınır.Bağımsız ve güçlü olmaya çalışarak olumlu benlik algılarını devam ettirmek istememektedirler. Aşkın tanımı için Freud, cinselliğin yüceltilmesi, Fromm, ilgi, sorumluluk, saygı ve anlayış demişlerdir. En güzel tanımı bence Tennov yapmış; Bilişsel etkinliği devre dışı bırakan geçici bağımlılık ve sevilen kişiye yönelik bedenin verdiği duyarlı tepki, Kernberg’in tanımıda güzel, varoluşsal boyutta benlik sınırlarının terkedilmesi, yani sevilen için kendinden vazgeçmektir.

          İnsanlarda ilginin daralmasıdır. Başka herşeyi bir kenara bırakıp, hayalde gerçekte “onunla yatıp onunla kalkmaktır” seçici bir odaklanma halidir yani, onun her hal ve davranış sözlerinin üzerine büyüteç tutup aşırı önemsemektir. İstesen de aklından çıkaramamaktır, rüyalarınızı hülyalarınızı süslemesidir. Onun unuttuğu sözleri tekrarlamaktır. Çoşkulu bir mani halidir. Aşk canlıdır, heyecanlıdır. Aşk iyi hissetmektir, etekleri uçuşmaktır.

Görme ve algı kusurudur. Onun patavatsızlığını delikanlılık sanmaktır, fakir sözcük dağarcığı sebebi ile susmasını, içe kapanıklığını bilgelik sanmaktır. Densizliğini açıksözlülük, Antisosyal ve kanun sınır tanımaz davranışlarını, cesaret ve özgüven sahibi olmakla karıştırmak demektir.

Yani AŞK; HAYAL EDİLEN ile GERÇEK arasındaki farkı algılayıncaya kadar geçen süredir. “Zülfün zülfün; diyerek şiirler yazan şair sonunda sevdiği ile evlenir ve bir vakit sonra derki; zülfün zülfün dediğim kafanın kılıymış”.

Aşk; kavuşamamaktır, kaçan büyük balıktır. Aşık; kendinin sevilmediğini farketmeyip, umursamayanı, ZOR AŞK, BÜYÜK AŞK sanmaktır, kendine cevap verip seveni ise ucuz bulmaktatır.

STENBERG’e göre; Yakınlık, tutku, bağlılık öğeleri olan bir kavramdır.

Aşk türleri:

  1. Beğenme ve hoşlanma; yakın hissetme, sıcaklık hissetme.
  2. Tutkulu ve çılgınca Aşk; ilk görüşte aşk bu gruptandır. Bir kişiyi ilk görüşte çok seviyor veya nefret ediyorsanız durup düşünün, bu durumun karşısındaki kişi ile ilgisi yoktur. Alt beynimizin  oyunu bu bize, sevdiğimiz ya da korktuğumuz şeyin her türlü özelliğini GENELLEŞTİRİR. Bizim hayatta kalabilme refleximizin sonucu bu durum. Örneğin: Kırmızı  bir kamyon hızla üzerinize gelip size çarpmamışsa bile, korkmuşsanız uzun süre trafikten, hareket eden herşeyden yada kırmızıdan korkarsınız, oysa burada tek bir suçlu vardır o kamyonun şöförüdür. İlk okul öğretmeniniz çok şefkatli, sevecen size yenilikleri öğrenmenin yolunu açmışsa onun bu özellikleri ile alakası olmayan kocaman esmer ellerini uzun boyunu, geniş yüzünüde güven duygunuzun içine yerleştirir. 30 sene sonrada olsa sırf öğretmeninize fiziksel olarak benziyor diye dünyada tüm ölçüsü para olan, emek hırsızı, kendini veya başkasını sevemeyen patronunuza hiç haketmediği halde güvenip emek verip, sonuçta emeklerinizin karşılığını saygısızlık olarak alabilirsiniz. Aynı şekilde annesine benzer eşleri olan erkekleri görürsünüz çok da sağlıklı bir durum değildir. Gerçekten sevmek ve sevişmek beyinle ve kişilik özellikleri ile olur. Nasıl ilk karşılaşmada giyim ve bakım ile karşılanıp, kişilik akıl, eğitim, kültür ve görgünüzle uğurlanırsınız. Aynı şekilde AŞKTA kişinin ile karar verip karşımızdakinin gerçek kişilikte özellikleri kültürü, terbiyesi ile mutlu veya mutsuz olursunuz. En sağlıklı aşk, önce iyi arkadaşlık üzerine kurulan ve gelişen aşktır. Şarkılar ise hep fizik ve dış görünüşten bahseder bunu da alt beynimiz kodluyor. Erkek için ince bel geniş kalça doğurganlık özelliği, dümdüz bir karın gebe olmadığının belirtisi, eldeğmemişlik çocuk benim mi? Korkusuna cevaptır. Kadınlar için ise alt beynin ölcüsü, güçlü ve sağlıklı bireyler dünyaya getirmek ve onları büyütürken güçlü ve geniş omuzlu erkek yiyecek avlayacak ve taşıyacak, hızlı koşacak uzun bacakları ile ve çocuğuna yiyecek taşıyacaktır. Görüyorsunuz alt beynimizde hala orman kanunu geçerlidir. Kadın TOPLAR, erkekler avlanır eve besin taşır. Küçümsemeyin alt beyni; tüm memelilerde var diye. Duygularımıza yön veriyor duygularda düşünceye yön veriyor düşünce ve davranışlarımıza yön veriyor. Açken markete girip önümüze geleni aldığınız olma dı mı? Cinsel dürtüleri de küçümsemeyin. Genç fakir köylü kadın mecburiyetten yaşlı ve empotanslı bir adamla evlendirilmiş. Bir geldi “Aman çare doktor hanım öyle uyarılmış durumdayım bunu yok et. Boyu bir karış kadar kısa minibüs şöförünü Cüneyt Arkın mış gibi bakarken buldum kendimi, işin kötüsü oda farketti sırıtıyor, kadın ve erkeğe ait ayrı özellik, erkekler GÖREREK uyarılıyor (kozmetik ve giyim sanayinin sebebi) kadınlarda DOKUNULARAK uyarılır. Akıllı kadınların; yalnız bedenlerine dokunarak itici olabilirsiniz, ruhuna dokunmak gerekir çoğunlukla.
  3. Boş Aşk (Bağlanma): Bir kişinin başka birini sevdiğine karar verip bağlanmasıdır. Yakınlık ve tutku barındırmaması sebebi ile boş aşk denir. İlişkinin başında veya sonunda olabilir.
  4. Romantik Aşk: Romantik aşkta yakınlık ve bağlanma var tutku yoktur.
  5. Arkadaşça Aşk: Yakınlık ve bağlanma var tutku yok.
  6. Aptalca Aşk: Tanışıp kısa sürede evlenirler  Holywood tarzı aşk. Tutku biter sadece beğenme kalır sıkılırlar.
  7. Mükemmel Aşk: (Tutku-yakınlık- bağlanma) Bu aşkı yaşamak ve elde tutmak daha zordur.
  8. Akşsızlık: Sorunlu ilişki

Aşk ve bağlanmadaki, bağlanma ilişkisi, anne ve bebeğin ilişkisine çok benzer.

Anne ve bebek sürekli birbirlerini görüş alanı içinde olsun isterler. Birbirlerinin öncelikle yüzüne, gözlerine bakarlar. Canı acıyan bebeği annesi öperse geçer, bir şeyi keşfeden bebek  ilk annesine gösterir. Bedenimizi ruhumuzu sadece annemize, sevgilimize ve hekimlere emanet ederiz.

Aşıklar da aynı şekilde davranırlar, üzüntü ve sevinçlerini artık annelerinden önce birbirlerine anlatırlar. Özel ve sağlıklı  olan bu bağlanma ilişkisi de tek kişiliktir. İnsanlar genelikle bağlı oldukları kişi ile evlenmeye çalışırlar. Bağlanma tek taraflı olduğu zaman kişilik üzerine en yıkıcı durumlardan biridir. Aldatılma, stres ölçeği üzerinde en yüksek puan alan stresördür.

Seven güneş, sevilen ay gibidir. Seven; sevdiğinden gelen ışığın kendi ışığı olduğunu ayırt edemez. Gerçekten seven; fedakardır ve sevdiğinin hayatına güç katar ve onu büyütür. Tüm bu iyilik ve fedakarlığı alan sevilen de devamlı aldığı birine hoşnut davranır. Bu durum sevenin tükenmesine kadar devam eder. Sevilen aşığının kafasını kırsa affedebilir  çünkü annesi de onu vaktiyle döve seve büyütmüştür. Terkedilip aldatıldığı halde  sevmeye devam edenlere şaşırmayın.

On iki yaşındaki çocuklar bile kendilerinden hoşlananı hissederler. Ancak çok eğitimli ve iyi niyetli olup hislerini dinlemiyenler aldatılabilirler ve geç farkederler.

İki kişi size “kocanı sarışın bir kızla gördüm, şu mekanda” diyorsa “ne var bunda orası bizim şirkette yakın, o da eşimin sekreteri veya asistanı” demeyin. Mideniz bulanıyorsa “bende kıskancım, birazda  şüpheciyim paranoidim, hem benim yanımda o cahil, zevksiz kim oluyor ona eşim burnunu silmez,” demeyin. Hoşlanma, beğeni-aşk ve bağlanma gerçekleşmesi için yeterince birlikte zaman geçirirlerse çok geç olabilir. Siz peri padişahının kızı ya da bilmem hangi krallığın prensi olsanız faydasızdır, atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiştir. Kendinizi yaksanız faydasızdır. Eşinizin sevdiceği başkasıyla nikahlanıp evlense bile aklı onda kalacaktır.

Aşkın alanı 4  metrekaredir (M2) derler. Bazı insanlar gözüne yakın olanı sever ve bağlanır, o yüzden “işyeri aşkları” çok görülen bir durumdur, hazin sonuçları ile çokça karşılaşırız. İş yeri aşklarıda menfaat çoktur. Sevilen işten kaytarır, patron gibi hareket eder, geç gelir, söz sahibidir, kolay ve iyi kazanır, prestij sahibi olur, saygı görür, birlikte görüldüklerinde mazeretleri vardır. İş toplantılarına birlikte gidiyorlardır vs.

Bu durumda gidene “güle güle ne yapalım” demek kolay değildir. Gözleri açık sevmek ve köyü asla köpeksiz bırakmamak gerekir. Zira giden sadece sevdiğiniz değildir. İnsanlara güveniniz, senelerce yemeyip biriktirdikleriniz en önemliside çocuklarınızın annesiz ya da babasız büyümesidir. Eşlerini aldatanlar, eşlerinden çok çocuklarına zarar verirler. Uzun vadede büyüyen çocuklar “anne veya babam bile güvenilmez ise kime güvenilebilir ki” diyerek karşı cins ilişkilerinde sıkıntı ve mutsuzluklar yaşarlar.

Öfke, kaygı, korku, aşk gibi duygular bize sormadan bazen kapımızı çalarlar. Diğer memelilerde olduğu gibi bizim alt beynimizin fonksiyonudurlar. Kendimize zaman tanırsak geçerler. Vicdanımız (süperegomuz) bizi devamlı suçlarsa, aşk daha fazla alevlenir. Kendimizi suçlamadan ve haz duygunuzu spora, sanata verir ve o kişiyi gözünüzden uzak tutarsak bir müddet sonra ayılırız ve Ayın kara parçası olduğunu gördüğümüz gibi vaktiyle yıldız zannettiğimiz kişinin basit kişiliğini görürüz. Yine değil yenilik istiyorum diyorsanız önce boşanın-ayrılın kendiniz olun, ondan sonra önce friend sonra boy-girlfriend olun. Evlilik düzenini bozmadan yenisini yedekliyeyim önce derken eştende, sevgilidende, olabilirsiniz. “Dimyata pirince gideyim derken evdeki bulgurdan olursunuz” diyen atalarımız sadece bulgurdan mı bahsediyorlardı?

 

 

AŞKIN NÖROBİYOLOJİSİ

Aşkla iligili beynin bölümleri; Medulla İNSSULA, ANTERİOR CİNGULAT GİRUS, HİPOKAMPUS,  prefrontal cortex, Nucleus Accumbens Strratumun bazı bölgeler ödül merkezi uyarır. Sonuç: Tanımlanması güç mutluluk hali, oföri, dopamin, serotinin oksitosin, vazopressin.

Aşk körlüğü: Dopamin salınımı frontal, pariyetal, orta temporal korteks, amigdala aktivasyonun azaltır veya tümden durdurur. Objektif algılamanızı yitirirsiniz. Dost yakınlarınızı DUYUN.

Amigdalanın aktivasyon kaybı sonucu korku merkezi durur ve AŞK CESUR  YAPAR.

FRONTAL CORTEX İnhibisyonu sonucu bir süreliğine muhakeme ortadan kalkar mantıklı düşünemez.

Paryetal cortex, Temporal lobun bir kısmı ve frontal cortex olumsuz duygulardan sorumludur.

“Onu görünce bütün sinirim kayboluyor” sebebi kendi ve karşısındaki kişinin düşüncelerinin, kendi düşüncelerinden farklı olabileceğinin farkına varmaya çalışmak.

Aşk; madde bağımlılığına benzer.  Aşk değilde patolojik aşk da sosyal işlevselliğini bozuyorsa tedavi edilmelidir.