BİLGİ

BOŞANMA VE ÇOCUĞUNUZA OLAN ETKİLERİ

Boşanma, hiç kuşkusuz çocukların başına gelebilecek en sarsıcı olaylardan biridir ve potansiyel olarak onların gelişimlerini ciddi bir biçimde etkileyecek bir dizi değişikliği de beraberinde getirir. Önemli olan, anne ve babanın, evliliklerinin sona ermesini nasıl karşıladıklarıdır. Boşanmadan sonra hayatlarını ve ilişkilerini nasıl sürdürdükleri ve çocuklarıyla ilgilenmeye devam etmeleri oldukça önemlidir. Boşanma sürecinde, anne ve baba zor bir dönem yaşarken, çocuklarına daha fazla ilgi göstermeye ve tutarlı olabilmeye özen göstermelidir. Boşanan ebeveynler genelde enerjilerinin çoğunu, kendilerini yiyip bitiren sorunları ile başa çıkmak için harcarlar  ve çocuklara pek bir şey kalmaz. Eğer ailede fiziksel, duygusal, uyuşturucu kaynaklı istismar söz konusu ise durum daha zordur, çünkü bu ailelerin çocukları zaten anne ve babalarından bir süredir yeteri kadar ilgi görmemiş durumdalardır. Ancak güven ve kararlılıkla bu tür sorunların üstesinden gelebilirsiniz. Zaman zaman zorlansanız ve yalnız hissetseniz bile çocuklarınızın geleceğini düşünmeniz çok önemlidir. Çocuklarınızın boşanmanıza uyum sağlamasına yardım etmek için atacağınız ilk adım, yapmanız gereken şeylerin bilincine varmaktır:

  • Çocuklarınızı diğer ebeveyn ile mutlu ve sıcak bir ilişki sürdürmesi için cesaretlendirmek ve bunun için elinizden geleni yapmak,
  • Eski eşinizle ilişkiyi mümkün olduğu kadar sorunsuz sürdürmek, bu mümkün değilse sorunları çocuklara yansıtmamak,
  • Çocuklarla ilgili konularda eski eşinizle işbirliği yapmak,
  • Hayatlarındaki birinci derecede yakınlarından ve uzmanlardan yardım ve rehberlik istemeleri için çocuklarınıza yardım etmek.

Günümüzde sadece ülkemizde değil, tüm dünyada boşanma oranı hızla artmaktadır.

Ne yazık ki bireysel gelişme ve hayata dair seçeneklerin artması adına ödediğimiz bedellerden biri de geleneksel ailenin çöküşü ve boşanmanın çok çeşitli sonuçlarıdır.

Bugün de çocukların daha az zarar verici şekillerde birbirine düşman eski eşler tarafından kullanıldığı söylenebilir. Bu düşmanlık bazen eşlerin kendilerinden kaynaklanmaktadır. Öyle ya da böyle, anne baba arasındaki çekişmenin kurbanı olan çocuklar bazen ailenin çamaşır makinesi ya da kurutucusundan farklı bir muamele görmemektedirler. Çocukları kim alacak, anne mi baba mı? Boşanmayı karşı tarafın istediği durumlarda, eşler karşı tarafın önüne istatistikleri koyarak suçluluk duygusu uyandırıp, karşı tarafın fikrini değiştirmeyi deneyebilirler. Sadece çocukların iyiliği için bir arada bulanmanın çok nadir işe yaradığı görülmektedir. Kasıtlı sessiz kalmalardan, sürekli bağırış çağırışlardan, fiziksel şiddet göstermeye kadar çeşitli anlaşmazlık manzaralarına şahit olmuş çocuklar, boşanmış aile çocuklarından daha uyumsuz olabilirler. Boşanmakta olan çiftlerin birbirlerini sözle veya şiddet kullanarak taciz etmesi oldukça yaygındır. Boşanmaların neredeyse yarısının bir dereceye kadar fiziksel şiddet içerdiği tahmin edilmektedir. Bu gibi durumlarda çocuklar, ayrılığı ya da boşanmayı kavgadan bir kurtuluş yolu ya da evlerinin güvenli ve sıcak bir yuvaya dönüşmesi için bir şans olarak görebilirler. Boşanmış anne ve babalara sahip olmak ya da boşanmış bir ailenin üyesi olmak kendi başına zararlı değildir. Önemli olan aile üyeleri arasındaki ilişkilerin ve aile hayatının kalitesidir. Bu, her vakada boşanmanın doğru cevap olduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. İnsanlar bir evlilik danışmanına ya da terapiste başvurmak yerine boşanmayı tercih edebilmektedirler. Bunun nedeni, bir ilişkiyi doyurucu şekilde sürdürmek için çaba göstermeleri gerektiğine inanmamalarıdır. Her kişinin durumu, ona özel şartların ışığı altında incelenmelidir. Bunun için özel eğitim almış profesyonel uzmanlardan yardım alınmalıdır. Hakim karşısına geçmeden önce, hekim karşısına geçiniz. Amaç, boşanmanın çocuklar üzerindeki etkisini en aza indirmek olmalıdır. Çoğu çocuğun arkadaşlarından en az birisinin anne ve babası boşanmıştır, çocuklar da bu yüzden anne ve babalarının da bir gün boşanacağı endişesini taşımaktadırlar. Bu, çocukların hayatında çok kuvvetli bir korkudur. Onların kimlik ve güvenlik duygularını etkilemektedir. Özellikle fiziksel şiddet ve alkolizmin bulunduğu ailelerde çocuklar farkında olmadan anne ve babalarının ruhsal durumlarını okurlar. Kızgın ya da mutsuz ebeveyne yaklaşmak için en doğru zamanı çeşitli ayrıntılardan yola çıkarak bulabilirler. Başkalarından bir darbe yememeyi ve azar işitmemeyi becerebilmek için uğraşırken içe kapanabilirler. Yersiz korkularına esir olabilirler.

Hayatlarının başından itibaren çocuk onlara bakan kişilere, ki bunlar genellikle anne ve babalarıdır, bağlanırlar. Bu sağlıklı gelişimin işaretidir. Güven veren bağlılıklar ve onların kurulmasını sağlayan sevgi dolu fiziksel temaslar olmadan çocuklar normal bir şekilde olgunlaşamazlar. Bundan yoksun kalan çocuklar büyüdüklerinde kendilerini güvensiz hissederler. Emin olamazlar ve başka insanlarla ilişki kurmakta da zorlanırlar. Bir dizi davranış ve kişilik sorunu yaşamaları büyük bir olasılıktır. Birisi evden veya aileden ayrıldığında çocukların var olmalarını ve hayatta kalmalarını sağlayan güven duyguları sarsılır. Anne ve babanın artık bir arada olamayacakları gerçeği, evlerinin altındaki toprağın bir depremle yarılması kadar korkunç bir felakettir ve mutsuz hissederler, olanları protesto ederler, içlerine kapanır ve üzülürler. Ayrıca neşesizdirler, kilo kaybederler veya büyümezler, uyku sorunu yaşarlar. Yetişkinlerle ilişki kurmaya çabalarken çok fazla talepte bulunabilirler. Çocuğun aileyi terk etmiş ebeveyni özlemesi doğaldır. Onu çok sık ve düzenli görüyor olması bile çocuğu tatmin etmez ve mutlu kılmaz, ebeveynin ayrılmış olması çocukların bağlılık duygularını yok etmez. “Çünkü yetişkin olan bizleriz ve esas biz  onlara bakmak zorundayız” demelidir ebeveyn. Çocukların iki ebeveyne de ihtiyaçları vardır. Boşanmış ailelerin çocuklarının çoğu anneleri ile yaşar. Velayetleri annede olan çocukların %50’si son bir yılda babalarını görememiştir. Ancak %16,4’ü babalarını haftada bir kez veya daha fazla görebilmiştir. Sadece %13’ü annelerini son bir yılda görememiştir ve %31’i annelerini haftada bir kez ya da düzenli olarak görebilmiştir. “Annemizi ve babamızı tekrar görebilecek miyiz?” sorusu çocukların zihninde hep mevcuttur. Bu soruyu genelde okul öncesi çağındaki çocuklar sormaktadır. Çocuklara, ayrılan ebeveyni istedikleri zaman görebilecekleri ya da arayabilecekleri (eğer şartlar uygunsa) söylenmelidir. Ne olursa olsun boşanma çocuğu olumsuz yönde etkiler ve profesyonel yardım alınarak, boşanmanın  çocuk üzerindeki etkileri kontrol altına alınmalıdır. Çocukların her iki ebeveyne de ihtiyacı vardır ve ikisinin de yeri doldurulamaz.

Cinsellik dışı yollarla bir erkeğin ilgisini çekme egzersizini babalarıyla yapamadıkları için babasız büyüyen kızlar, yaşlarına göre erken uyanırlar. Bir atasözünü ben değiştirdim: “kızını sevmeyen dizini döver”. Babaları tarafından ihmal edilen kız çocuklarının, mutluluğu, diğer erkekleri mutlu etmekle ölçmeleri çok üzücüdür.

Çocukların boşanmaya uyumu, annenin STRESLE BAŞ ETME BECERİSİNE bağlıdır (stresle baş etme becerileri bölümüne bakınız). Eşinden boşanan bireylerin, geride enkaz bırakmamaları gereklidir.  Evlenmede olduğu gibi boşanmada da ONUR ve SAYGI korunmalıdır ki çocuklara gelebilecek olan zarar minimuma insin.

“Evliliğin bitmesiyle dünyanın sonu gelmez” deyip serinkanlı olarak çocuğunuzu kısa cümlelerle, doğru şekilde bilgilendirin ki, o da kafasında kendisini suçlayan senaryolar yazmasın.

Örneğin; arkadaşının babası ölmüş bir çocuk, babası evi habersiz terk ettiğinde “acaba babama da mı araba çarptı” korkusu ile günlerce uyuyamamış ve üzgün olan annesine de soramamıştı.

  • Çocuğa anne babasını göreceği söylenmeli ve kendi geleceğine yönelik bilgi verilmelidir.
  • Çocuğunuzu, sorunlu ebeveynin eve döneceği beklentisine sokmayın. Sorunlu ebeveynin evi istediği zaman kullanacağı bir otel olarak görmesine de izin vermeyin.
  • Her iki ebeveynin de çocuğu sevdiği, ona bakmaya devam edecekleri, hangi yaşta olursa olsun çocuklara ısrarla söylenmelidir.
  • En iyi şartlarda bile geriye kalanlar üzülecektir; gitmeden önce çocuklara iki üç hafta zaman tanınmalıdır. Çocuklara soru sormaları ve endişelerini dile getirmeleri için fırsat verilmelidir.

UZM DR ZEYNEP PINAR

www.zeyneppinar.com

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*