BİLGİ

MADDE BAĞIMLILIĞI

MADDE BAĞIMLILIĞI

Madde

“Bağımlılığa yol açabilen, kişinin hoşuna giden ve psikoaktif etkiler gösteren, herhangi bir yolla vücuda alınabilen her şeye  “madde”  denir.”

Bağımlılık

“Bağımlılık kısaca uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin devamlı bir şekilde kullanılmasıyla meydana gelen periyodik ve kronik (yerleşmiş-süreğen) zehirlenme, ağır sarhoşluk hali olarak tarif edilebilir.

Alışkanlıklardan gerçek bir uyuşturucu-uyarıcı bağımlılığını ayıran dört karakteristik özellik vardır.”

(a)Uyuşturucu-Uyarıcı Maddeye Karşı Kontrol Edilemeyen Şiddetli Arzu

“Uyuşturucu-uyarıcı bağımlılığı zayıf iradelilerin gösterdiği düşkünlüğün de ötesindeki bir vazgeçememe halini ifade eder.”

(b) Gittikçe Artan Dayanıklılık-Tahammül

“Aynı etkiyi elde edebilmek için gerekli dozun derece derece arttırılması mecburiyetini ifade eder. Bir madde bağımlısı birçok normal insanı öldüremeye yetecek miktarlara dayanabilir. Bu da bünyenin alınan maddelerle başa çıkabilmesi için yeni kimyasal proseslerin oluşmaya başladığını veya mevcut proseslerin bu yeni duruma uymaya başladığını gösterir. Bağımlılık durumundaki organizma artık yeni bir formüle sahip olan dengenin devamı için bu maddelere ihtiyaç duyar.”

(c)Psikolojik-Fizyolojik Bağımlılık

“Alınan uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin sinir sisteminde değişime uğramış kimyasal proseslerin artık ayrılmaz bir parçası olması durumunu ifade eder. Eğer bağımlı olunan madde alınamazsa sonradan meydana gelmiş olan bu kimyasal denge altüst olur. Bunun sonucunda da rahatsız edici ve tehlikeli semptomlar ortaya çıkar. Bu rahatsızlığa bırakma sendromu (yoksunluk) denir.” “Mesela morfin, eroin gibi afyon türevlerine bağımlılarda arzu ettikleri maddeleri bulamadıkları zaman veya son dozda birkaç saat sonra çıkan yoksunluk, uykusuzluk, krampların eşlik ettiği ağrı, baygınlık, titreme, bulantı, göz yaşarması, gerginlik, huzursuzluk ve terleme gibi semptomlar takip eder.”

“Bırakma sendromunu teşkil eden durumlar bir çeşit zehirlenme durumunu düşündürmektedir. Sinir sisteminde haberleşmenin iletilmesini sağlayan ileticiler aslında zehirli maddelerdir.” “Zarar vermemelerinin sebebi bünyenin kimyasal dengesi normal haldeyken, birikimleri tehlikeli bir düzeye varmadan tahrip edilmelerindendir.    Alınan maddeler ayrıca psikolojik olarak ayırabileceğimiz bir bağımlılığa sebep olurlar.” “Psikolojik bağımlılık; bireyin uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi alırken bir çeşit zevk ve tatmin duyması fakat sürekli ve daha fazla tatmin duymak, can sıkıntısı, depresyon ve zihinsel huzursuzluktan korunmak için devamlı olarak maddeyi almak zorunda olunması halidir.”

(d) Zarar Verici Etkiler

“Bağımlının bedensel sağlığının ve asıl şikayetinin zarara uğramasını ifade eder. Bağımlı olunan madde artık hayatın merkezi haline geldiği için birey bir iş yapamaz duruma düşer. Bundan dolayı gıda ve uyuşturucu ihtiyacını gideremediği zaman önce uyuşturucuyu bulmanın yollarını arar. Birçok uyuşturucu ciddi zihinsel bozukluklara yol açar. Toplum karşıtı davranışlar, çeşitli suçlar ortaya çıkar. Zihinsel bozuklukların bağımlı olunan maddelerin sinirsel haber taşıyıcıların işlevlerini zorlaştırarak sinir hücreleri arasındaki iletişimi aksatmalarından ileri geldiği düşünülmektedir.

Bağımlılığın Nedenleri

“Bağımlılık oluşmasında üç temel etkiden söz edilebilir:”

(a)        “İlacın fizyolojik ve farmakolojik özellikleri.”

(b)       “Kişilik yapısı ve kişisel özellikler.”

(c)        “Çevresel etki ve etkileşimler

İlacın Fizyolojik ve Farmakolojik Özellikleri

“Morfin, barbitürat, alkol gibi maddelerin çok güçlü fiziksel bağımlılık ve dayanıklılık artımı yapan etkileri vardır. Bir kişi değişik nedenlerle bir maddeyi bir veya birkaç kez alırsa, sürekli almak ve arttırmak zorunda kalabilir. Keyif ve neşe veren, sıkıntı ve bunalımı gideren etkiler kısa sürede ortaya çıkar. Kabul edilmeyen, uyum göstermekte güçlük çekilen gerçek yaşamdan ve sorunlardan uzaklaştırır. Bu tür olumlu etkileri nedeniyle sürekli aranılan ve istenilen maddelerdir.”

Kişilik Yapısı ve Kişisel Özellikler

“İlaç bağımlılığı gelişen kişilerde çoğunlukla; duygusal dengesizlik, aşırı bağımlılık gereksinimi, engellenme eşiğinde düşüklük, çabuk parlama ve saldırgan davranışlar, gerçeklik yerine zevk ilkesine dönüklük, olgunlaşmamış çocuksu eğilimler, cinsel sorun ve sapmalar, adli veya yönetimsel sorunlar sık görülür. Kişiler arası iyi ilişkiler kurabilen, uyumlu, benlik gücü yüksek kişilerde de ilaç tutkunluğu görülebilir. Ancak bu kişilerde diğer nedenler daha ağır basmış olabilir veya organik bir hastalıkları nedeniyle başlamış oldukları bir ilaca karşı bağımlılık gelişmiştir.

Çevresel Etki ve Etkileşimler

“Yaygınlık bölümünde de belirtildiği gibi her çağda, her topluluklarda bağımlılık görülmüştür. Genel olarak toplumsal düzensizlik ve çözülme, kültürel yoksunluk gibi olgularla birlikte her tür ruhsal hastalık ve toksik madde bağımlılığı artmaktadır.” “Hızlı teknolojik gelişmeyle birlikte yeni maddelerin yapım, üretim ve pazarlanmasında da değişimler olmuştur. Ancak bu gelişmeye yeterli denetim ve yasal kısıtlamaların getirilemeyişi veya uygulamadaki gecikmeler bu maddelere karşı bağımlılığı yaygınlaştırmaktadır. En duyarlı çağ olan ergenlik dönemindeki gençlerin bu maddelere karşı korunamamaları ilaç bağımlılığının artmasına neden olmaktadır.

“Kronik ve tekrarlayıcı bir hastalıktır, tıpkı diyabet ya da hipertansiyon gibi. Kişi bağımlı olduktan sonra bağımlı olduğu maddeyi bırakabilir ancak onu kontrollü olarak kullanmaya geri dönemez. Bu nedenle bağımlılık kalıcıdır, ancak kullanım durdurulabilir. Madde bağımlılığı tıbbi bir hastalıktır. Her hastalığın olduğu gibi bağımlılığın da biyolojik, psikolojik ve sosyal yönleri vardır. Bağımlılık bir irade zayıflığı, kişilik bozukluğu ya da ahlak zayıflığı olarak değerlendirilemez. Bağımlılığa yol açabilen psikoaktif maddeler vardır.

Madde ve Bağımlılık

“Bağımlılığı diğer hastalıklardan ayıran en önemli özelliklerden biri, bir yandan keyif ya da doyum vermesidir. Bağımlı kişi bütün zararlarına rağmen bağımlı olduğu şeye karşı büyük bir istek duyar ve onu kullandığında haz alır. Buda bağımlılığın temel ikilemidir. Bağımlılık ilerleyici bir hastalıktır. Bağımlılık süreci “deneme” ile başlar. Kişi denediği şeyden keyif alırsa tekrar yapmak ister (pozitif pekiştirme). Böylece “zaman zaman kullanma” ya başlar

.” “Bir süre “düzenli kullanım” haline gelir (örneğin hafta sonları). Bu arada kullanıma bağlı sorunlarda yaşanıyordur; ancak alınan keyif ağır bastığı için kişi bunu görmezden gelir ya da başka şeylere bağlar (inkâr mekanizması). Örneğin eşinin çok konuşmasından dolayı alkol kullandığını söyleyen bir erkeğe eşinin çok konuşmasındaki içeriği sorarsanız, sürekli çok içtiği için eleştirildiğini söyleyebilir.” “Yaşadığı sorunlar nedeniyle zaman zaman kullanımı azaltma yada durdurma çabası içine giren kişi tekrar eski haline döner ya da böyle bir azaltma/bırakma çabasını dahi gösteremiyorsa “bağımlı” olmuş demektir. kullanılan miktar giderek artar (tolerans). Bağımlılık ilerledikçe kullanımı azaltma ya da bırakmaya bağlı yoksunluk belirtileri de görülebilir. Ancak unutulmamalıdır ki fiziksel belirtiler (tolerans ya da yoksunluk) bağımlılık tanısı koymak için şart değildir.

“Eskiden bağımlılık, kişinin madde kullanmayı gittikçe arttırması ve sonra bırakmaya çalıştığında yaşadığı yoksunluk belirtileri nedeniyle kullanmaya devam etmesi (negatif pekiştirme) olarak anlaşılırdı. Oysa çoğu bağımlılığın kullanıma ara verdiği kısa ya da uzun dönemler vardır. Fiziksel yoksunluk belirtileri, madde kullanımı bıraktıktan sonra çoğu alkol ya da eroin bağımlısında birkaç gün içinde geçer. Oysa bağımlılıkların birçoğu yoksunluk belirtilerini atlattıktan sonra yeniden madde kullanmaya başlarlar.” “Çünkü aş erme (yeniden kullanma isteği) aylarca devam eder. Çoğu bağımlı için fiziksel yoksunluk belirtileri ile baş etmek görece daha kolaydır. Aş erme maddeye yeniden başlamanın en önemli nedenidir. Aş erme duygusuna merkezi sinir sisteminin ortaya beyin kısmında yer alan ödül yolu adı verilen sistemin tekrarlayan madde kullanımı ile aşırı uyarılmasıdır.

“Ödül yolu, nukleus venterotegmental alan ile akumbens arasında uzanan ve buradan prefrontal kortekse projeksiyonlar veren dopaminerjik ve opioid nöronlardan oluşan bir yolaktır. Bütün maddeler beyindeki bu merkezi doğrudan ya da dolaylı uyarırlar ve böylece hayatın devamı için gerekli olan pekiştirmeyi kullanırlar. Yani doyum aldıkça yeniden yapma isteği artar (pozitif pekiştirme).” “Maddeler tekrarlayan uyarılarla bir bilgisayar virüsü gibi beyni adeta yeniden programlarlar madde yemek, içmek ya da cinsellik gibi temel bir ihtiyaçmışçasına kişinin canı o maddeyi çekmeye başlar. Bu istek korteksin daha üst kısımlarına ait işlevlere galip gelebilir.

Bağımlılık ile İlgili Risk Faktörleri

“Kimlerin bağımlı olduğunu belirleyen faktörlere risk faktörleri denir. Bağımlılık ile ilgili başlıca risk faktörleri: cinsiyet, kişilik, psikopatoloji, aile öyküsü, aile ve sosyal çevre, bireysel özgeçmiş ve kültürdür. Ancak hep birlikte istatistiksel olarak değerlendirildiğinde bu risk faktörleri, bağımlılıkların ancak yarısını öngörebilmektedirler. Başka bir deyişle bu risk faktörlerine sahip olmayan kişiler de risk altındadır ve “denemek” en önemli risk faktörüdür.”

Cinsiyet

“ Bağımlılık genelde erkeklerde kadınlardan daha sıktır. Bunun tek istisnası reçete edilen ilaçlara bağımlılığın kadınlarda daha sık olmasıdır.”

Kişilik Özellikleri

“ Hem fazla dışa dönük hem de fazla içe dönük kişilik yapıları risklidir. Dışa dönük olanlar risk almaya daha eğilimlidirler. Buda farklı ortamlara girme ve madde deneme ve dolayısıyla bağımlılık olasılığını arttırır. Fazla içe dönük yapıda olanlar ise sosyal ortamlarda rahatlamak için madde kullanımına yönelebilirler.”

Kişilik Bozuklukları

“Antisosyal kişilik bozukluğu ve sınırda kişilik bozukluğu. Bu iki kişilik bozukluğundan birinin tanısını alanlarda alkol ya da madde kullanım bozukluğu olma ihtimali genel topluma göre oldukça yüksektir. Ancak bunun tersi doğru değildir. Yani alkol ya da madde kullanım bozukluğu tanısı alanların çoğunda antisosyal ya da sınırda kişilik bozukluğu yoktur.

Aile Öyküsü

“Evlatlık olarak yetişenler üzerinde yapılan çalışmalarında, alkol bağımlılığında genetik kalıtımın çevresel kullanımdan bile daha etkili olduğu gösterilmiştir (babası alkol bağımlısı olan bireyler, alkolik kişilerin olmadığı ailelerde yetiştiğinde bile, alkol bağımlısı olmayan ebeveynlerden dünyaya gelen ama alkolik bir babanın yanında yetişen bireylere göre daha yüksek oranda alkol bağımlısı olmaktadırlar).”

Çevresel Etki

“Psikiyatrik hastalıkların etiyolojisinde çevresel etmenlerinde önemli bir rol oynadığı belirlenmiştir. Madde ile ilk karşılaşmada çevresel şartların olumsuz bir rol oynadığı bildirilmektedir. İlerleyen yaşlarda, madde bağımlılığının gelişmesinde genetik şartların katkısının daha fazla olduğu vurgulanmaktadır.” “ Madde ile karşılaşmanın geciktirilmesi ve bunun yanı sıra olumlu bir ortamda büyümenin madde bağımlılığı gelişme olasılığını azaltmaktadır. İlerleyen yaş, kişinin yaşam çemberinin gelişmesine dolayısıyla daha farklı gruplarla tanışmasına neden olmaktadır. Bunun doğal sonucu bireyin çok sayıda dışsal etkiyle karşı karşıya kalmasıdır.

Bireysel Etki

“ Bireysel risk faktörleri mizacı da kapsayan kişilik özelliklerini ve biyolojik yapıyı içerir. Kişilik özellikleri madde kullanmaya başlama, maddeye devam etme, madde kötüye kullanımı, madde bağımlılığı ile ilişkilidir. Hangi tip kişilik ve mizaç özelliklerinin bağımlılığın gelişmesine yatkınlık oluşturduğu çok sayıda araştırmacı için çalışma alanıdır. Madde kullanım bozukluğu olanlarda, uyumluluk ve dışa dönüklük mizaç kategorilerinden daha yüksek puan aldıkları saptanmıştır. (alkol madde kullanım bozukluğu olan olgularda kişilik ve mizaç özelliklerini inceleyen araştırmalar).”

Ailesel Etki

“Anne, baba ve çocuk arasındaki ilişki diğer ilişkilerinde temelini oluşturur. Çocuk toplumsallaşmayı aileden başlayarak öğrenir. Ailenin sosyalizasyonu biyolojik ve psikolojik bireysel faktörlerle, sosyodemografik veya yapısal faktörleri içeren daha geniş kültür arasında bir bağ vardır. Genç birey tüm sosyal davranışları sosyalizasyon süreci içinde öğrenir. Alkol ve madde kullanımı ile ilgili tutumda bu sosyal kalıp içinde bireye aktarılır. Ebeveynlerin alkol ve madde kullanımın olması sosyal öğrenme sistemi ile çocuklarda bir yatkınlık oluşturacaktır.”

Akran Etkisi

“ Ergenlik, tüm çocukluk yaşantılarının yeniden gözlendiği, çocuklukta oluşan yaralanmaların onarıldığı bir dönemdir. Ayrılma-birleşme sürecinde ergenin ebeveynle olan bağı çözülmeye başlar. Bu nedenle ergen, anne ve babasından bağımsızlaşarak özerklik kazanır. Bu süreçte ergen, kişisel becerilerini geliştirme fırsatı yakalar. Ergen bu dönemde duygusal bağımsızlık ve aileden psikolojik olarak ayrılma gibi birçok gelişimsel güçlük ile karşı karşıyadır.” “Ayrılma birleşme sürecinin sağlıklı bir şekilde tamamlanamamasının madde kullanım bozukluğuna neden olabileceği bildirilmiştir. Benzer davranış özellikleri gösteren ergenler aynı grupta yer alırlar. Sigara, alkol ya da diğer maddeleri kullanan ergenler de aynı grupta yer alırlar. Akranların madde kullanması, sosyal ortamı madde kullanımına elverişli hale getirmektedir.”

Genetik Etki

“ Madde kullanım bozukluğunun etiyolojisine ilişkin değerlendirmeler yıllar içinde değişmektedir. Madde denemelerinin tekrarlaması önce madde kötüye kullanımına, ardından bağımlılığa neden olur. Genetik çalışmalarda bu görüşü desteklemektedir. Ergenlikten erken yetişkinlik döneme geçişle beraber genetik faktörlerin etkisinde artış buna karşın çevresel faktörlerin etkisindeki azalma ilginç bir bulgudur. (Avusturalya ikiz çalışmaları).”

 

 

Madde Kötüye Kullanımı

“DSM-IV-TR madde kötüye kullanımının temel özellikleri şunlardır;”

“ İlgili maddenin tekrar kullanımı ve sonucunda tekrarlı, belirgin olumsuz sonuçları ile kendini gösteren madde kullanımı örüntüsü, bu sorunların tekrarlı olarak son on iki ayda meydana gelmesi madde kötüye kullanım özellikleri tolerans, çekilme veya zorlantılı kullanım örüntüsü içermez, yalnızca tekrarlı kullanımın zararlı sonuçları görülür.” “Madde kötüye kullanımı tanısı bireyin madde kullanım örüntüsü o sınıf madde için bağımlılık ölçütlerini karşılamadığında, madde bağımlılığı tanısına önceldir.” “DSM-IV-TR “madde kötüye kullanımı” kavramını öyküde madde bağımlılığı bulunmayan, toplumsal davranış bakımından madde ile ilgili kötü uyum gösteren durumları tanımlamada seçmiştir.” “Madde bağımlılığına doğru ilerlemeyi tanımlarken madde kötüye kullanımı olasılığını içerdiğinden bahseder, fakat birey madde bağımlılığı ölçütlerini karşıladığında DSM-IV-TR’de vurgulanan ilaç sınıfları ile ilintili olarak madde kötüye kullanım olasılığı ortadan kalkmıştır.

Madde Kullanım Bozuklukları

“Alkol ve madde bağımlılığı olan hastalarda, başka ruhsal rahatsızlıkların da görülme sıklığı çok yüksektir. Bu durum istisnai bir durum değil, neredeyse bir kural olarak tanımlanmaktadır. Her bir hastalık diğerinin gelişme riskini arttırmaktadır. Madde kullanım bozukluklarına eşlik eden psikiyatrik belirti ve sendromların, madde etkisine ya da yoksunluğuna bağlı olup olmadığının değerlendirilmesi önemlidir.” “Eşlik eden belirtiler madde kullanımından öncede bulunuyorsa, maddenin kesilmesinden sonra bir ay ya da daha uzun süre geçmiş olmasına rağmen devam ediyorsa, ya da kullanılan maddenin tipi, miktarı ile açıklanamayacak çeşitlilik ve şiddetteyse bağımsız bir hastalığın varlığı düşünülmelidir.” “ Alkol ve madde kullanım bozuklukları ile başka psikiyatrik hastalıkların bir arada bulunması klinik örneklemlerde çok sık olarak görülmektedir. Alkol ve madde kullanım bozukluğu olan hastaların yaklaşık üçte ikisine ek bir psikiyatrik tanı konmaktadır.” “En sık görülen DSM-IV birinci eksen tanıları anksiyete bozuklukları, duygu durum bozuklukları, psikotik bozukluklar, disosiyatif bozukluklar ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğudur. Öte yandan şizofreni, bipolar bozukluk ve ağır depresyonu kapsayan ve “ağır ruhsal rahatsızlık” olarak tanımlanan grup içerisindeki hastalıklara alkol-madde kullanım bozukluklarının çok sık olarak eşlik ettiği bilinmektedir.

Uz. Psk. Zeynep Pınar

Psk. Kübra Dinçtürk

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*